Medyaya Yansıyanlar

Yayıncılık Konferansı, Çevirmen Masası, Çevirmen ve Çevirmenlik Konuşması, 07.11.2020

Çevirmen Masası


Konferans Konuşmasının metni / Keçi Edebiyat

Çevirmen Masası / Duygu Akın


Shuggie Bain Konulu Söyleşi

Zeytin Dalı Medyascope / Müge İplikçi


Okur Sohbetleri, Spotify, Okurluk ve Çeviri Söyleşisi

Çevirmen Duygu Akın Anlatıyor


TRT RADYO 1, Çeviri Notları, Kurtuluş Özyazıcı ile Söyleşi

https://cevirinotlari.wordpress.com/2021/11/26/duygu-akin/


Geek Konuk, Çevirmenlik konulu söyleşi, Duygu Akın


Parşömen Fanzin Yıllık Soruşturması 2022

2022 Edebiyat Soruşturması: Duygu Akın


Çevirmenlik Üzerine Söyleşi

Bookinton / Dilek Aygün

Rutini Disiplin Üzerine Kurulu Bir Çevirmen: Duygu Akın


Arka Pencere’den Sanat Kültür, Medyascope, Pınar Üretmen ve Caner Fidaner Belfast Filmi ve Sütçü Romanı üstüne söyleşi

Arka Pencere’den Sanat Kültür (17): Kenneth Branagh’dan Anna Burns’e Belfast


Shuggie Bain Üzerine Yorum Yazısı

Parşömen Fanzin / Emek Erez

“Shuggie Bain” ve Direnen Duygular


Shuggie Bain Üzerine Yorum Yazısı

Litera Edebiyat / Şule Tüzün

Glasgow’a Yazılmış Bir Aşk Hikâyesi: Shuggie Bain


Florida’nın Çeviri Süreci Konulu Yazı

Kayıp Rıhtım

Florida’nın Kasıp Kavuran Cazibesi


Çevirmenlik ve Sütçü Konulu Söyleşi

Parşömen Sanal Fanzin

Çevirmenine Sorduk: Duygu Akın ve Sütçü


Çevirmenlik Konulu Söyleşi

Gazete Duvar /  Soner Sert

Çevirmen Duygu Akın: Çevirmenlerin Hukuki Olarak Yeterli Güvencesi Yok


Sütçü’nün Çeviri Süreci Konulu Yazı, Duygu Akın

Kayıp Rıhtım, Çevirmenin Çemberi

2018 Yılında Man Booker Ödülü’nü kazanan Anna Burns’ün Sütçü romanını dilimize çeviren Duygu Akın eserin tercüme macerasını Kayıp Rıhtım’a anlattı


Shuggie Bain, Douglas Stuart, Can Yayınları,

Kayıp Rıhtım, Kitap Ödül Duyurusu

2020 Booker Ödülü Kazananı Duyuruldu


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

5Harfliler / Banu Yıldıran Genç

Akıl Sağlığına Birebir Kadın Yazarlar


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

Söylenti Dergi / Hülya Çelik

2020 Yılında Ses Getiren 20 Kitap


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

Kitap365.com / Nazlı Berivan Ak

Yürürken Kitap Okumak Yasaktır!


2020 Edebiyat Soruşturması, Sütçü Yorumu

Parşömen Fanzin / Banu Yıldıran Genç

Politik ve feminist bir metin nasıl bu denli farklı yazılabilir çok iyi bir örnek.


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

Matkap Dergisi / Beyza Ertem

Tarafgirliğin Çıkmaz Sokaklarında Bir Kadının Direnişi: Sütçü


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

Gazete Duvar / Esin ileri

Sütçü: Tacize Maruz Kalan Kadını Suçlayan Toplumun Zamansız Hikâyesi


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

K24 / Nilüfer Kuyaş

Sütçü’nün Ettikleri 


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları 

Sabit Fikir / Cem Tunçer

Şiddet Taşıyor Her Yerden


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

İleri Haber, / Şilan Gençel

Devletin ve Erkeğin Gölgesinde: Kanıtını Arayan Taciz


Sütçü, Anna Burns, İthaki Yayınları

Milliyet / Cansu Canseven

Baskı Altındaki Herkes “Sütçü”


I’m Your Man, Leonard Cohen’in Hayatı, Kara Plak

T24 / Murat Bjeduğ

Leonard Cohen’in Hayatı – I’m Your Man


I’m Your Man-Leonard Cohen, Sylvie Simmons, Kara Plak

Hürriyet Kitap / Derya Bengi 

Simsiyah Bir Teselli


Guguk Kuşu, Ken Kesey, Nemesis Kitap

Kayıp Rıhtım / Türker Beşe

Guguk Kuşu Yeniden Raflara Konuyor


Frankenstein, Mary Shelley, Can Yayınları

Hürriyet / Ertuğrul Özkök

Frankenstein Filmdeki Gibi Korkunç Mudur?


Frankenstein, Mary Shelley, Can Yayınları

Liste Kitap’ta Bir Seçki

Edebiyat Tarihinin Dokunaklı ve Unutulmaz 36 Giriş Cümlesi


Frankenstein, Mary Shelley, Can Yayınları

Ayşe Başçı Blog / Frankenstein Çevirileri Karşılaştırması

 Canavar Değil, Sadece Yalnız


Frankenstein, Mary Shelley, NTV Yayınları (Çizgi Roman)

NTV Haber Sitesi / Duygu Akın Söyleşi

 Akın: Frankenstein Filmlerden Çok kitaba Yakın


Ve, Sonraki Hayattan Kırk Öykü, David Eagleman, Domingo Yayınları

Kahramangiller / Özden Özberberler

 Bir Agnostiğin İncili


Sempatizan, Viet Thanh Nguyen, Kafka Kitap

Kültür Mafyası / Turgay Özçelik

Bir İki Üç, Daha Fazla Vietnam: Sempatizan


Sempatizan, Viet Thanh Nguyen,Kafka Kitap,

Agos / Bürkem Cevher

Çağımızın Klasiklerinden Olmaya Aday Bir Vietnam Romanı


Güzel Harabeler, Jess Walter, Domingo Yayınları

NTV Haber

Hayatı Artık İki Hayattı


Tavan Arasındaki Buda, Julie Otsuka, Domingo Yayınları

Okunası Kitaplar / Nuray Önoğlu 

Tavan Arasındaki Buda


Tavan Arasındaki Buda, Julie Otsuka, Domingo Yayınları

Başka Haber / Sevin Okyay

Elde Fotoğraf, Amerika Yolunda


Tavan Arasındaki Buda, Julie Otsuka, Domingo Yayınları

Morkitaplık

 Tavan Arasındaki Buda / Julie Otkusa


Saçında Gün Işığı, Jhumpa Lahiri, Domingo Yayınları

Cumhuriyet Kitap

Üç Nesil Ve İki Ülkeye Yayılan Bir Roman


Bilimin Serüveni, John Langone, Bruce Stutz, Andrea Gianopoulus, NTV Yayınları

GETEM /  Emine Berre Gümüş

Sayıların İcadından Sicim Teorisine 4000 Yıllık Resimli Bilimin Serüveni


Bilimin Serüveni, Bruce Stutz, John Langone, NTV Yayınları

Radikal Kitap / Senem Onan

Film Şeridi Gibi Bilim


Gerçekçiler İçin Ütopya, Rutger Bregman, Domingo Yayınevi

Yeni Çıkanlar / Hıdır Eligüzel 

Radikal Olmayan Bir Ütopya


Refakatçi, Glendon Swarthout, Yapı Kredi Yayınları

Filhakikat / Emre Karacaoğlu

Vahşi Batı’nın Çilekeş Kadınlarının Öyküsü


Büyük Yazarların Gizli Hayatları, Robert Schnakenberg, Domingo Yayınları

Sabah Kitap / Samed Karagöz


Victor Frankenstein’ın Vaka Defteri, Peter Ackroyd, Yapı Kredi Yayınla

Kitap Zamanı

Ölümden Hayat Çıkarmak


Büyük Yazarların Gizli Hayatları, Robert Schnakenberg, Domingo Yayınları, 

Akşam Gazetesi / Sevim Gözay

Büyük yazarların içindeki büyük canavarlar

Yayıncılık dünyasını bir lise sınıfına benzetirsek, ön sıradaki uslu kitap kurtlarının aksine Domingo; arka sırada dersi kaynatmakla meşgul, aklı fikri muzurlukta olan azılı fırlamanın tekidir. Hırslı rakiplerini geride bırakıp sınıfın en ‘çekici’ öğrencisine dönüşmesi ise çizgi dışı, zıpır zekasının eseri. ‘Denizden babam çıksa yerim’ iştahının kitap açlığı versiyonu da benim için, ‘Domingo ne bastıysa yutarım’dır. Büyük Yazarların Gizli Hayatları’na da bu bakış açısıyla yaklaştım tahmin edileceği gibi. Kimi satırlarıyla kahkahalar attıran, kimi satırlarıyla mide spazmına yol açan manik-depresif bir kitap. ‘Öğretmenlerinizin size büyük yazarlar ve şairler hakkında asla anlatmadığı şeyler’ diye sunuluyor yayınevi tarafından. Bir kitaba balıklama dalmak için daha cezbedici bir davet olabilir mi? Robert Schnakenberg’in şahane kitabı, Duygu Akın’ın enerji içeceği kıvamındaki Türkçesi ve Mario Zucca’nın yaşayan illüstrasyonlarıyla film gibi bir edebiyat serüveni yaşatıyor okura.

William Shakespeare’den Leo Tolstoy’a, Lewis Carrol’dan J. D. Salinger’a, Franz Kafka’dan Jean-Paul Sartre’a, edebiyat dünyasının devleri hakkında dudak uçuklatan gerçekler. Ve tabii evlerden uzak dedikodular! Üzerime düşeni yapıyor, kitaptan minik ipuçları alıntılıyorum (başlıklar benim, gerisi küçük değişiklikler eşliğinde kitaptan):

JOYCE VE PROUST’UN KONUŞACAK ŞEYİ YOKTU!

James Joyce ve Marcel Proust, 1922’de Paris’te bir akşam yemeği davetinde bir araya geldiğinde ikisi de dünyanın en çok alkış alan romancılarıydılar. Fakat gece boyu bir park bankında sohbet eden ihtiyarlar gibi birbirlerine rahatsızlıklarından yakındılar durdular: ‘Her gün başım ağrıyor. Gözlerim de bir felaket’ dedi Joyce. ‘Ya benim zavallı midem? Ne yapacağım, bilmem ki? Mahvediyor beni!’ diye, karşılık verdi Proust. Önlerine gelen trüf’ü yemeyi de ne çok sevdiklerini konuştuktan sonra birbirlerine, birbirlerinin kitaplarını okumadıklarını itiraf ettiler. Geriye konuşacak konu kalmayınca utangaçlığıyla ünlü Proust kapıya doğru yollandı.

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ TAM BİR TRAFİK CANAVARI

Tüm modern konforlara karşı güvensizlik besleyen J. R. R. Tolkien otomobillerden nefret ederdi. Diğer sürücüleri hiç umursamayan, son derece pervasız bir şoför olan Tolkien, Oxford ana yolunda diğer araçlara çarpmasıyla ünlüydü. ‘Üstlerine bir gitsen, hemen çil yavrusu gibi dağılırlar!’ derdi, trafiğe dalarken. Durum öyle kötü bir hal aldı ki Tolkien’in karısı onunla arabaya binmeyi bıraktı.

DÜNYALAR SAVAŞI’NI YAZAN SEKS MAKİNASI

  1. G. Wells’ten söz ediyoruz. Bu kısa boylu, şişman, dökük saçlı, küçük elli ve tiz sesli entelektüel, ileriki dönemin deyişiyle tam bir ‘playboy’du. Ya da kendi deyişiyle; ‘Entelijansiyanın Don Juan’ı’… Peki neydi Wells’in sırrı? Bir kere hiç vicdanı yoktu. ‘Canım ne istiyorsa yaptım. Böylece içimdeki cinsel dürtünün her bir parçası kendine bir ifade yolu buldu’ demişti biyografisinde. ‘Serbest aşk’ın sadık savunucularından olan Wells, her iki eşini de aldattı. Sevgililerinden biri onun erotik maharetini, vücudundan yayılan balımtırak, karşı konulmaz aromaya atfetti.

İNGİLİZ DİLİNİN EN BÜYÜK YAZARI DA ELEŞTİRİLDİ

Voltaire, Shakespeare’in bütün eserlerini ‘Koca bir çöp yığını’ diye nitelemiş, yazara ise ‘ayyaş, vahşi’ sıfatını yakıştırmıştı. Charles Dickens da ozanın eserlerini okumaya çalışmış ama onları, ‘Mide bulandıracak kadar yavan’ bulmuştu. Tolstoy ise Shakespeare’in eserlerini sadece, ‘Kaba, ahlaksız, bayağı ve anlamsız’ buluyordu.

Not: Büyük Yazarların Gizli Hayatları – Domingo – Eylül 2010


Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi, Ann Radcliffe, Can Yayınları

Fatih Danacı, Ocak 2011

Horace Walpole ile başladığı varsayılan gotik edebiyat akımı ataerkil bir düzenin içinden çıkıyor ancak kadın yazarların kalemlerinde şekilleniyor, gelişiyor, cüret edilmeyen konulara değiniliyor. Öyle ki, 18. yüzyılda başlayan bu gelişmeler 21. yüzyıla kadar ulaşıyor ve fantastik ve gotik modern klasiklerinin çoğunun kadın “author”ların ellerinden çıkması ile asırlar geçse de değişmeyen, değişmeyecek kuralı ortaya koyuyor. Kadın yazarların sınır tanımaz hayal güçlerinde ister fantastik diyarlar, ister gotik mimari ile bezenmiş ürkütücü mekanlar olsun, hikayelerin içerisine karışıyor. Kadın kalemlerden çıkan eserlere de yine en çok kadın okurlar tarafından rağbet ediliyor.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde Walpole’un kurguladığı Shakespeare benzeri trajedi ve romantizmi en üst düzeye taşıyanlardan biri de Ann Radcliffe oluyor. İngiliz Radcliffe, gotik edebiyatın ilk kadın yazarı olma unvanına erişiyor ve 1700’lü yılların sonunda gündeme gelen bir edebiyat akımının içerisinde gençlik yıllarını sürdürüyor, akımı kendi üslubuyla takip ediyor. İşte bu yıllarda Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi (A Sicilian Romance, 1790) kitabını yazıyor ve ikinci kitabı ile ünlenmesini sağlayan eserini de ortaya çıkarıyor. Can Yayınları, yeni başlattığı “Gotik Romantik” serisinin ilk kitabına da bu eseri layık görüyor ve korku edebiyatı ile romantik öğelerin buluştuğuSicilya’da Bir Aşk Hikayesi ile doğru bir girizgah yapıyor.

Kitabı önemli yapan, tarihsel değerinin ve gotik edebiyatın öncü çalışmalarından biri olmasından başka ülkemizde gün geçtikçe yayılan “Vampire Romance” akımını doğrudan takipetmemesidir. Amerika’da özellikle Ann Rice ile başlayan ve cinsel temalar taşıyan gotik akımı, 70’li yıllardan 90’ların ilk yarısına vardığında edebi anlamda farklı bir noktaya ulaşıyor. “Vampire Romance” kavramı altında vampirler, şekil değiştirenler, kurt adamlar; ölü bedenlerine, kökenindeki vahşiliklerine rağmen erotizmin, romantizmin simgesi oluyor, talep gören bu formül sayesinde çok sayıda benzer içeriklere sahip kitaplar yayınlanıyor (önceki örneklerde de benzer öğeler mevcutsa da, aşk duygusu geri plandaydı). Yazarlarının çoğu kadın olan bu tür ise ülkemize 10 yıl sonra ulaşıyor ve Türk yayıncılığı daha önce hiç göstermediği ilgiyi bu türe yöneltiyor. Temel kuralların dışına çıkmayan vampir kitapları, seri halinde okura sunuluyor, popüler edebiyatın ürünleri ise beklenmedik bir rağbet görüyor. Ancak türün kökenine inilmiyor, edebi klasiklerin okura ulaştırılması geri planda kalıyor. İşte Can Yayınları’nın “Gotik Romantik” adlı serisi de gotik edebiyatın edebi eserlerini okurlara ulaştırıyor. Hatta ilk defa yapılacak bu girişim ile korku klasikleri Türkçe’ye çevriliyor ve böylece önemli ve büyük bir eksikliğin kapanması yolunda önemli bir adım atılmış oluyor.

Kitabın incelenmesinden önce, ülkemizde fazla bilinmeyen bir yazar olan Radcliffe’i anlatmak gerekir. Ann Radcliffe, gotik edebiyatın doğduğu yıllarda üretken bir yazar olarak İngiltere’de kariyerini sürdürüyor. Döneminde gotik edebiyata merak salan pek çok yazar mevcutsa da, ileride klasikleşecek popüler kadın yazarların ortaya çıkmasına vesile oluyor, hatta ilk gotik kadın yazarı unvanına erişiyor. Yazım tarzı kıta coğrafyasını etkilediği gibi, Atlantik’i de aşıyor ve Amerika kıtasında gotik öncülere örnek teşkil ediyor. Gotik akımın en ünlü temsilcisi olan Radcliffe ilk kitabını 1789 yılında yayınlarken ikinci kitabı “Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi” adlı romanı ile henüz 26 yaşındayken dikkat çekmeyi başarıyor. Ardından başarılı pek çok roman yazıyor, romanlarındaki doğaüstü unsurlara kendine özgü bir yaklaşım sergiliyor, mekan ve karakter olgusu ile gotik edebiyatın arketiplerinin oluşturulmasına büyük katkı sağlıyor.

“Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi”, sone ve şiirler ile beslenen lirik bir anlatıma, müziğin ihtişamıyla ahenkleşen cümlelere, abartı değil de edebi ve özenle seçilmiş betimlemelere sahipken, duygu devinimini sürekli diri tutmayı da başarıyor; fantazyanın ve dehşetin imgelerini ustalıkla birleştiriyor. Orijinal dilindeki bu ayrıntıların dilimize aktarılması ise profesyonel bir çeviri ile (Duygu Akın) sağlanıyor.

Kitap, Sicilya’da bulunan Mazzini ailesine ait şatonun kalıntılarının tasviriyle başlar, bir gezginin, aileye ait el yazmalarını okumasıyla da geçmişine ışık tutar. Şatonun eski görkemi tekrar canlanırken mazisinde barındırdığı sır perdesi de aralanır. Temel hikaye, babasına ait toprakların dışına adım atmamış iki kız kardeşin baskıcı ve katı bir yönetim sergileyen Marki’nin himayesinde yaşadıklarını anlatır. Daha sonra kardeşlerden biri olan Julia seçim yapmak zorunda bırakılır. Rızası olmadan evlendirilmek istendiği Dük ile yaşamaktansa sevgilisi ile kaçmayı tercih eder, kararının doğurduğu sonuçlara katlanır. Bu kaçış serüveninde geçmişin sırları açığa çıkar, iç içe geçen tümleşik hikayeler ile genel kurgu birbirine bağlanır.

Kitap 18. yüzyıl “Gothic Romance” (gotik romantik) akımının ilk ürünlerinden olurken, türün temel kurallarını harfiyen uyguluyor. Materyalist yaklaşımlardan ziyade metafizik ve dinsel tutumları tercih ediyor; gotik edebiyatın üç altın kuralı sayılabilecek mekan, olay ve kişi olgularını eksiksiz kullanıyor. Mekan olarak gotik mimarinin çağrıştırdığı yapılardan faydalanırken; şatolar, manastırlar, malikaneler, mahzenler, dehlizler, zindanlar, gizli geçitler, paslı kapıların ardındaki odalardan istifade ediyor, buna rağmen mekan olgusunu kapalı alanlarla sınırlamıyor. Tüm bunları ise Londra sokaklarına değil de Sicilya içine yerleştiriyor. Kitabın içinde peşi sıra devam eden olaylar ise aristokrasinin etrafında cereyan eden ve feodal bir yönetime sahip soyluların ailelerini, ihanetlerini, kıskançlıklarını, hırslarını ve nefretlerini konu alıyor. Tüm olayları ise gizemli insanlar, esrarengiz olaylar, batıl korkular, saklanan sırlar, kılıç üzerine edilen yeminler, yalanlar ve entrikalar ile besliyor. Olayların etrafına da soylu aileleri, ihanet eden eşleri, güçsüz kadınları, mal varlığı elinden alınmış varisleri, haydutları, aşıkları, din adamlarını yerleştiriyor.

Nihayetinde kitap gotik bir eserdir ve gotik eserlerde korku eksik değildir. Yaratılan korku ise, Mazzini Şatosu’nun güney kanadındaki kilitli kapıların ardındadır. Bu gizemli bölmelerdeki mevcut durum, ruh, hayalet gibi spiritüalist öğeler ile ilişkilendiriliyor, dini itikatların ötesine ise geçilmiyor. Gece yarısı duyulan sesler, tuhaf olaylar, gizemli ışıklar ve insanlar ile gerilim sağlanıyor; karanlık bir atmosfer cümle aralarında veriliyor. Ancak her şeyden önce dehşet verici olaylar içine romantik öğeleri ekliyor, hatta olayların kökenini yine aşk ve ihtirasa bağlıyor, böylece “gotik romantiğe” ait öğeler ortaya çıkıyor.

Bir kadının kaleminden çıkan eser, genç bir kızın hayatın zorluklarına direnmesini de ele alıyor. Özgürlüğünü elde etmek için aile, kilise, din baskılarından, hatta verdiği sözlerden vazgeçiyor, tutku ve arzularının peşinden gitmek için aşığıyla kaçabilmeyi göze alabilecek kadar asi bir kadın kahraman profilini çiziyor. Yazar, bir çeşit feminist başkaldırıyı da erkek bir karakterin ağzından söylenen hiciv dolu bu cümle ile destekliyor:

“Bir kadının aciz zihninde kendine kolayca yer bulabilen, oysa erkeğin sağlam zihni tarafından hor görülmesi gereken konulardır bunlar”.

Eser bir yandan aristokrasiyi bir yandan da kiliseyi yeriyor. Manastırdaki eğlencelerden, kilisenin kapılarını zorlayıp tehditler savuran Marki’nin gösterdiği cüretkar tavırlara kadar din ile aristokrasi arasındaki tutumu irdeliyor, aslında dönem Avrupa’sına ışık tutuyor. Ancak her şeyden önce kitap, şok edici sonu ile okuru baştan sona sarıyor. Her sayfası ile yeni bir gizem yaratırken, müteakip sayfalarda her birini açıklıyor.

Raddcliffe, bir klasik ortaya çıkarıyor, onu takip eden hem cinsleri Charlotte ve Emily Brontë, Mary Wollstonecraft, Godwin Shelley ve diğerleri gotik edebiyata farklı bir soluk getiriyor, bir türün kökenini 18. ve 19. yüzyıllarda atıp sağlamlaştırırken, erkek hegemonyasındaki İngiliz yazarları arasında cüretkar bir tavır sergiliyorlar. İngiliz edebiyatının içinde yüzde 30’lara varan gotik eserlerin ortaya çıktığı bir dönemde kadın yazarlar çoğunluk oluşturuyor. Yazının başından beri dikte ettiğimiz bu vurguyu ise bir amaç uğrunda söylüyor ve tartışmalı bir soruya ulaşıyoruz:

“Acaba Radcliffe olmasaydı, bir başkası bu cüretkarlığı gösterir miydi? Eğer göstermeseydi fantastik ve gotik edebiyatın günümüz temsilcilerinin ortaya çıkardığı çok satanlar neleri anlatırdı?”

Belirsiz olan bu sorunun yanıtı ise her okurun kendi yorumunda saklıdır…


Prenses Ayna Güzeli, Julia Donaldson, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Radikal Kitap Eki

Aynadaki Prenses Kim?